07Gizlilik Hakkı

Gizliliğimizi koruyabilmeli ve itibarımızı zedeleyecek iftiralara karşı çıkabilmeliyiz, fakat kamu yararı için özel hayatımızın incelenmesine de engel olmamalıyız.

Özel hayatın gizliliği  nedir? Kamu yararı nedir?

Sekizinci taslak prensibimiz, aksi takdirde özel hayatımız sayılabilecek şeylere karışabilmek için iyi bir nedeni belirtiyor: kamu yararı. O zaman asıl iki soru, özel hayat nedir? ve kamu yararı nedir?, oluyor. Bu soruları cevaplayabilmek o kadar kolay değil.

Bütün kültürlerde bir tür özel hayatın gizliliği kavramı olmuştur, ancak özel hayat denilen şey zamana ve yere göre çok büyük farklılıklar göstermiştir. Eski Roma şehri Efes’in vatandaşları tuvaletlerini birarada yaparlardı. Günümüz Almanya’sında parklarda çıplak gezmek toplum tarafından hoş karşılanırken, diğer birçok ülke buna pek sıcak bakmaz. Buraya tıklayıp sizin  ülkenizde özel hayatın gizliliği ne anlamaya geliyor bize anlatın.

Genel olarak, çoğu Avrupa ülkesinde özel hayatın gizliliği tanımı, ABD’dekinden daha geniştir. Bu yüzden Avrupa ifade özgürlüğünü sınırlamaya daha çok meyillidir. 1970’te alınan bir Fransız Mahkemesi kararı der ki, medeni kanunun özel hayatın gizliliğiyle ilgili yasası “kişinin kendi ismine, görüntüsüne, mahremiyetine, onuruna ve itibarına, kendi yaşam öyküsüne olan hakkı ile eski hatalarının unutulması hakkı”nı korur. Dominique Strauss-Kahn bunu duysa sevinirdi. Ama Fransız seçmenler cumhurbaşkanı adaylarının kadınlara karşı arsız tutumuyla pek yakından ilgilenmemiş miydi?

Yine de, kamu yararı oldukça tartışılan bir kavram. Sansasyonel haber yapmayı seven bülten gazetelerinin editörleri ve dedikodu siteleri, futbolcuların ve pop yıldızlarının özel hayatlarıyla ilgili yaptıkları haberleri verebilmek için genelde kamu yararı savını kullanır. Ama kamu yararı, “halkın ilgilendiği şey”  demek değildir, bu yüzden gazetelerin tirajını ya da internet sitelerinin trafiğini arttıran bir şey de değildir. Eğer kamu yararı ve  halkın ilgilendiği şey aynı olsaydı, halkın bazı mensupları hayatlarındaki her şeye ilgi duyacağından, ünlülerin hiçbir özel yaşamı olamazdı. Buradan kamu yararının ne olduğuyla ilgili bir tartışmaya erişebilirsiniz. Kamuya mâl olmuş kişilerin hayatı kuşkusuz sıradan insanlara göre daha fazla gözlem altında olacaktır. Bu tanımı kabul etmeden önce, kamuya mâl olmuş kişi kimdir sorusunu cevaplamamız gerekir.

İfade özgürlüğünde çoğu zaman olduğu gibi, bağlam her şeydir. Ben tutup da kendi hayat arkadaşımdan başkabir yetişkinle ilişkiye girersem, bu benim özel meselemdir. Ancak ben evliliğin kutsallığını tekrar tekrar övdüğü bilinen bir din adamıysam, benim ilişkim bir kamu yararı meselesi haline gelir. Eğer bir savunma bakanının sevgilisi varsa, bu onun bileceği iştir; ama o sevgili düşman güçlerinin ajanıysa, bu durum yine bir kamu yararı meselesi olur. Şayet ben petrol şirketleriyle anlaşmaları yürüten bir hükümet görevlisiysem, anlaşmalarını yürüttüğüm şirketlerden birinde hisselerimin olması bir kamu yararı meselesi haline gelir- her ne kadar petrol dışındaki yatırımlarım sorun olmasa bile. Aynı şekilde benim dört işlem yapabilmemi engelleyen bir tıbbi sorunum varsa, bu benim sorunumdur; fakat ben bir belediye haznedarının ofisinde çalışıyorsam, bu bir kamu yararı meselesidir (söz konusu sadece bu belediye sınırları içerisinde yaşayanların kamu yararı olsa bile). Eğer ben okulda ya da üniversitede çok kötü notlar aldıysam, bu benim özelimdir; ama ABD’de başkanlık için yarışıyorsam, eskiden almış olduğum notlar bir kamu yararı meselesi haline gelir.

Karar verirken gözetilmesi gereken binlerce unsur vardır. Üstelik bu unsurları sadece mahkemedeki yargıçlar değil, aynı zamanda editörler, öğretmenler, işverenler, doktorlar ve  her birimiz gözetmeliyiz. Yine de, kamu yararı ve özel hayatla ilgili esas ilke çok da karmaşık değil. Yapmamız gereken, duruma göre, özel hayatın gizliliğini kamu yararıyla dengelemek.

“Özel hayat bitti. Aşın artık bunu.”

İnternet çağı yukarıda bahsettiğimiz dengenin koşullarını baştan aşağı değiştirdi. Kırk sene öncesine kadar bir iki tozlu kağıt kopyada kayıtlı tutulan  kişisel bilgilerimiz artık tamamen elektronik ortamlarda saklanıyor. Bu demek oluyor ki, eğer siz dikkatli, teknolojiyi yakından takip eden bir internet kullanıcısı değilseniz, bilgilerinize birçok kişi ulaşabilir. Buna ek olarak, kırk sene öncesinde olmayan bir sürü yeni veri çeşidi var: internette yaptığınız aramaların listesi, cep telefonunuzun sizin nereye gittiğinizi takip etmesi, elektronik postalarınız, kredi kartı ekstreleriniz gibi. Pek tanınmayan bir Amerikan veri depolama şirketi olan Acxiom, Conway, Arkansas’ta 1500’e yakın bilgi öğesini elinde bulunduruyor. Bu bilgi öğeleri, Amerikan hanehalkının %96’sını ve dünya çapında yarım milyar insanın kişisel bilgilerinden oluşuyor.

Gelişmiş bir ülkenin her vatandaşıyla ilgili bilgisayarlarında tuttuğu bilgileri, George Orwell’in 1984 kitabındaki Big Brother (Büyük Birader) bile hayal edemezdi. Bazen anonimleştirilen bu veriler düzenli olarak işlenip, size kişiye özel reklamlar ve hizmetler verebilsenler diye özel şirketlerle paylaşılmaktadır. Ya da sizin kişisel bilgilerinizi bir ticari hedef olarak reklamcılarına ve servis sağlayıcılarına teslim etmektedir. Yani, siz hem bu verilerin kullanıcısısınız, hem de kullanılıyorsunuz. Andrew Lewis, MetaFilter internet sitesinde (Blue Beetle takma adını kullanarak) şöyle yazıyor: “Eğer bir şey için para ödemiyorsanız, o zaman siz müşteri değil, satılan ürünsünüzdür.”

Teknolojideki hızlı gelişmeler daha birçok Orwellvari olanaklar sunuyor. Google cadde görüntüsü, bazı kadınların kendi apartmanlarının çatısında güneşlenirkenki fotoğraflarını yakaladı, üstelik bu kadınlar mahremiyetlerinde olduklarını düşünürken. Google ve Facebook, bir insanın internetteki tüm kullanımlarını birbiriyle bağlayabilecek yüz tanıma teknolojisini geliştirdi.  Cep telefonlarındaki küresel konumlama uyduları (İngilizce kısaltmasıyla GPS) ve Londra’daki Oyster ulaşım kartındaki gibi (İstanbul’daki akbil ya da İstanbul kart, Ankara’daki mavi kart ve İzmir’deki kent kart gibi) radyo frekans belirleyicileri, sizin internetteki her adımınızı izleyebileceği gibi, bu potansiyel olarak gerçek hayattaki adımlarınız da takip edebileceği anlamına geliyor.

Dünyanın en özgür ülkelerinde bile, bu bahsettiğimiz verilerin hepsi ya da bir kayıt altında tutulmakta ve devlet kurumlarınca paylaşılmaktadır. Üstelik bu devlet kurumları, vatandaşları teröristlerden, mafyadan ve çocuk istismarcılarından korumak adı altında, vatandaşların hayatlarına (haklı ya da haksız) müdahale edebileceklerini iddia ediyorlar. İngiltere’nin iletişim verilerini takip etmekten sorumlu hükümet temsilcisi, sadece 2010’da devlet kurumlarının 552.550 kere iletişim verilerini talep ettiğini açıkladı. Bilgi talep edenler arasında milli istihbarat teşkilatı ve polisten tutun da belediyelere kadar birçok devlet kurumu bulunuyor. Oxford Üniversitesi internet güvenliği uzmanı Ian Brown’ın bu konudaki yorumuna buradan ulaşabilirsiniz.

Google Şeffaflık Raporu’nda dünyanın dört bir köşesindeki hükümetlerden aldığı benzer teklifleri gün yüzüne çıkarmaya çalıştı. Fakat ABD’de, milli güvenlikdirektifinin bir bölümü, internet servisi sağlayıcılarını, bazı kullanıcıların kişisel bilgilerini  açıklamaya zorladığı gibi, böyle bir talebin yapılmış olduğunun açıklanmasını da yasaklıyor. 2011 yazında, Facebook ve Twitter’ın üst düzey hukuk sorumlularına “Bana en azından bu ve bunun gibi kaç talep aldığınızı söyleyin dedim (Timothy Garton Ash)”, bana utanç ve öfkeyle karışık, bir hayır cevabı verdiler. Bana bu kadarını bile söyleyemezlerdi.

Hâl böyle olunca, bu devlet kurumları ve özel güçler hakkınızda sizden daha çok bilgiye sahip olabiliyor, zira siz birçok şeyi unutacaksınız ya da bölük pörçük hatırlayacaksınız- insan doğası gereği, özellikle de en utanç verici anlarınızı muhtemelen unutacaksınız ya da unutmak isteyeceksiniz-. Bilgisayarsa bunların hepsini hatırlayacak. Ki daha, Facebook’a, Renren’e, Vkontakte’ye ya da başka sosyal medya sitelerine bilerek ve isteyerek eklediğiniz fotoğraflara ve bu sitelerde yaptığınız iddialara gelmedik.

“Özel hayat bitti. Aşın artık bunu.” Sun Mikrosistemler Şirketi’nden, Silikon Vadisi yönetim kurulu başkanı Scott McNealy’nin  böylesi bir etkili  sonucu  çıkardığı söyleniyor. Birçok ünlü özlü sözde olduğu gibi, McNealy tam olarak bunu söylememiş olabilir ama söylemek istediklerinin ruhu tam da buydu.

Bu sözün hangi anlamlara gelebileceğine bir bakalım. Amerika’da, Rutgers Üniversitesi’nde okumakta olan 18 yaşındaki öğrenci Tyler Clementi’nin bir erkekle yakınlaşmasını oda arkadaşı gizlice kameraya çekmişti. Daha sonra da, bilgisayarının kamerasından tüm dünya görsün diye internete yüklemişti. Bu durum karşısında yıkılan Tyler, George Washington Köprüsü’nden Hudson Nehri’ne atlayarak intihar etmişti.(Facebook’a bıraktığı veda mesajında Tyler, “GW Köprsü’nden atlayacağım. Özür dilerim” diyordu.) Çin’de, sözde “insan arama motorları” bir kedi yavrusunu topuklu ayakkabılarıyla öldürürken arkadaşı tarafından gizlice filme alınan Wang Yu adında bir kadını teşhis edip takibe almıştı. Google kendi sosyal ağı Buzz’ı ilk piyasaya sürdüğü zamanlarda, istismarcı ebeveynlerinden ve kocasından saklanmak  için gizli bir hayat süren ve bu nedenle “Harriet Jacobs” takma adını kullanan bir kadın, bir gün uyandığında Gmail hesabındaki bütün kişisel iletişim bilgilerinin herkesle paylaşıldığını fark etti. Olaya itafen, yine takma adla yazdığı blogunda “Benim özel hayatımın gizliliğine dair endişelerim basmakalıp düşüncelerden ibaret değil, bilakis şu anki fiziksel güvenliğimle alakalı” demişti.

Biz bu konuda ne yapabiliriz?

Biz bununla yetinmeye razı mıyız peki? Peki değilsek, biz bu konuda ne yapabiliriz? İnternette ya da cep telefonunuzdaki bir servise kayıt yaptırırken mutlaka Kayıt ve Şartlar denilen, küçük harflerle yazılmış bir hukuki belgeyi “kabul et”mişsinizdir. Hiç bir durup da bu belgeyi okudunuz mu? Ben okumadım (Timothy Garton Ash). Eğer okumuş olsaydık bile, bir sürü genelgeçer, hukuki terimle karşılaşırdık. (Korkarım (Timothy Garton Ash) bu durum bizim sitemiz için de geçerli, ama biz Gizlilik politikamızı mümkün olduğunca açık bir dille yazmaya çalıştık.)

Eğer ifade özgürlüğünün (ve bununla birlikte iyi bir toplumun) gizliliğe ihtiyacı olduğuna inanıyorsak, özel hayatımızdan ne kadar fedakârlık ettiğimizi daha iyi anlamamız gerekir- ki bu fedakârlığın haddini aştığını düşündüğümüzde itiraz edebilelim. Bu servis sağlayıcıları sizin ülkenizin piyasaya hakim olsa bile, iş yapabilmek için size muhtaçtırlar. Ve bazıları ara sıra da olsa halkın taleplerine cevap verir. Bir halkın baskısı Google’ı Buzz ağını askıya almaya ve büyük oranda geliştirmeye zorladı. Bu gelişmeden Google+ doğdu ve Facebook Beacon kişiye özel reklam sisteminden vazgeçti.

Aslında devlet kurumlarının ve internetkâfiri (cyberheretic: internetin doğaüstü bir biçimde hayatı yönetmeye başlamasını reddeden kişi) Jaron Larnier’in “casusluk/ reklam imparatorlukları” olarak adlandırdığı Google ve Facebook tarafından toplanan verilerinizin sayısını azaltacak, nispeten kolay yöntemler var. Biraz da bu tür bir eleştiriye cevap olarak, Google ve diğer arama motorları daha anonim bir arama yapmayı kolaylaştırdılar. Alanında bir ilk olan, Elektronik Sınırlar Vakfı, Firefox’a HTTPS adında bir eklenti tasarladı. Bu eklenti belli başlı birkaç internet sitesindeki iletişimlerinizi şifreliyor. İnternetteki gizliliğinizi korumak için, Tor adındaki ücretsiz bilgisayar programını kullanabilirsiniz.

Facebook ve “unutulma hakkı”

Peki ya, eskiden kendiniz hakkında bir şeyi internette bilerek ve isteyerek paylaştıysanız ve bu durumdan şimdi pişmansanız? Örneğin Facebook’taki fotoğraflarınızı ele alın. (Facebook artık dünyadaki en büyük fotoğraf koleksiyonuna sahip).  Farzedelim ki, lise yıllarınızdaki taşkınlıklarınızdan şimdi utanıyorsunuz ve bir üniversiteye ya da işe başvurduğunuzda, Facebook’taki fotoğraflarınız yüzünden reddedileceğinizden korkuyorsunuz. Sonuçta, işverenlerin ve üniversiteye öğrenci alımını gerçekleştirenlerin başvuranlar hakkında internette arama yaptığını biliyoruz. Bu durumda ne yapabilirsiniz?

Facebook’un mevcut Haklar ve Sorumluluklar Beyannâmesi, fotoğraflarınızın fikri mülkiyetiniz sayılacağını ama “herkese açık, aktarılabilir, başkasına kullanma hakkı verilebilir, hiçbir maddi, manevi karşılık beklemeden, Facebook’a ya da Facebook aracılığıyla yüklediğiniz her türlü içeriği kullanabilmesi için [Facebook`a], uluslararası bir ruhsat verdiğinizi kabul ediyorsunuz” diyor (Fikri mülkiyet ruhsatı). Bu ruhsat, siz  IP içeriğinizi ya da Facebook hesabınızı silince sona eriyor, tabii sizin siteye eklediğiniz içerikler başkaları tarafından paylaşılmadıysa ve onlar da bu içerikleri silmedilerse.” (Vurgulama Timothy Garton Ash’e ait). Yani, evet, geçmişinizi silebilirsiniz, ama eğer o utançverici fotoğrafları arkadaşlarınız paylaştıysa (paylaşma fiili burada Facebook’taki geniş anlamında kullanılıyor) ve bu arkadaşlarınız da fotoğraflarınızı kendi arkadaşlarıyla paylaştıysa, siz bütün bu insanların fotoğraflarınızı silmesini sağlamadığınız sürece, bu fotoğraflarınız Facebook’ta varolmaya devam edecek. Pandora’nın kutusunu kapatmak bundan daha kolay olurdu herhalde.

Bu daha kolay hâle getirilmeli mi? Daha geniş bir “unutulma hakkımız” mı olmalı? Eğer öyleyse, bu hak neleri kapsamalı? Kim bu hakkı yürürlüğe koymalı ya da koyabilir? Ve nasıl? Örneğin Almanya’daki bir kanun, belirli bir süreden sonra kişinin işlediği suçların açıklanamayacağını söylüyor. 1945 sonrası Almanya’sında olduğu gibi, bu kişilerin de temiz bir başlangıç yapmaya hakları olmalı. Alman avukatlar, müvekillerinin geçmişte işledikleri suçları dünyaçapında bilinen google.com arama motorundan sildirmek için Google’a başvurdu. Google buna haklı olarak karşı çıktı.

AB, gizlilik ve veri koruma konusunda standardları oluşturmada dünyanın en önde gelen nüfuzlu topluluğudur. AB Veri Koruma Yönergesi gizliliğin yapıtaşlarını oluşturduğu düşünülüyor. 2012’de, bu yönergenin gözden geçirilmiş hali sunulacak. Yeni yönerge, halihazırdaki yönerge yürürlükteyken meydana gelmiş birçok teknolojik gelişmeyi kapsıyor- ve belki de “unutulma hakkı”nın bazı maddelerini sunuyor. Bunu, yönerge oluşmaya başladıkça tartışacağız.

“Biz ortalığa çıkıp, insanların hayatını mahvederiz”

Kitle iletişim araçları aracılığıyla milyonlara ulaşan özel hayata dair haberler, en yaralayıcı olanlardır. 2011 yazında, Rupert Murdoch’un sahibi olduğu gazetelerin, birçok ünlünün, kıraliyet mensubunun ve hatta cinayet kurbanlarının cep telefonlarını, haber yapmak için, yasadışı yollarla dinlemeye aldığı ortaya çıktığında, İngiltere derinden sarsılmıştı. Yasadışı yollara başvurmamış olsaydılar bile, film yıldızlarının, futbolcuların ve diğer ünlülerin gündelik yaşamlarının sürekli olarak izlenmesi –ki sıradan insanların bir haber yüzünden kameralara yakalanmasını saymıyoruz bile- kamu yararı sebebiyle haklı çıkarılamazdı. Murdoch’un başlattığı paparazzi devriminde, Harry Potter yazarı J.K.Rowling’ten, film yıldızı Hugh Grant’e kadar birçok ünlü, ve hatta çocukları cinayete kurban gitmiş ya da kaçırılmış ebeveynler, açgözlü medyanın özel hayatlarına nasıl karıştığını anlatmak için mahkeme önünde sıraya girdiler. Murdoch’un sahibi olduğu skandal gazetesi News of the World’ün (Dünya’dan Haberler) eski editörü Greg Miskiw’in bir muhabirine şöyle dediği söyleniyor: “Bizim işimiz bu; biz ortalığa çıkıp insanların hayatını mahvederiz.” Bu konuyla yakından ilgili bir sonraki prensibimizde, yani itibarımızı koruyabilmekten (bakınız P9) daha derinlemesine bahsediyoruz.

Özel hayatlarına müdahale edilmesinden mağdur olanlar, özel hayatın dokunulmazlığını savunarak, bu tür yayınları engellemek için avukat tuttuklarında,  bülten gazetelerinin editörleri ifade özgürlüğümüz kısıtlanıyor diye protesto ediyorlar. Bu bazen hakikaten de böyle: mesela zengin, güçlü kişiler (şirketler de buna dahil) halkın bilmesi gereken bazı gerçeklerin üstünü kapamaya çalışabilirler. Editörlerin “kamu yararı” dediği  “kamunun ilgisini çeken şey”den başka bir şey değil, bazen hile yapmak için kullanılabiliyor.  Öyleyse, Avrupa’daki mahkemeler karar verirken, Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nun ifade özgürlüğü haklarını belirttiği 10. Maddesi’yle, gizlilik haklarının belirtildiği 8. Maddesi arasında bir denge kurmak zorunda.

Peki, olay olup bittikten sonra, bu sorunu çözmek neden mahkemelere bırakılsın? Biz bu  bülten gazetelerini almaya ya da skandal yaratan internet sitelerine girmeye devam ettikçe, onları bu ahlaksız davranışları konusunda cesaretlendiriyoruz. Eğer prensipte bu tür skandal açıklamaları onaylamıyorsak, ama yine de haber önümüze geldiğinde iştahla okuyorsak, o zaman biz de ikiyüzlüyüz demektir. İnternet dergisi Slate’in editörü olarak çalıştığı zamanlarda, Bill Clinton’ın Monica Lewinsky’yle yaşadığı cinsel ilişkinin müstehcen detaylarını dergilerinin yayınlamasından ötürü şikayetler alan Michael Kinsley, editörlük deneyimini şöyle özetliyor: “Elektronik postaları [böyle içeriklere] hayır der, ama fareleri evet evet.”

Dolayısıyla, ifade özgürlüğünün bu kısmında, ne olacağı sadece hükümetlerin, mahkemelerin ya da yasa denetleyicilerinin ne yaptığına bağlı değildir. Aynı zamanda, bizim de ne yaptığımıza bağlıdır. Bu gazeteleri almayabiliriz, internet sitelerini ziyaret etmeyebiliriz ve izinsiz olarak hayatımıza müdahale eden sosyal medyayı daha da beslemeyebiliriz. Gizlilik ayarlarımızı sıkılaştırabilir, daha iyilerini talep edebiliriz. Hızla gelişen iletişim teknolojileriyle değişen ve önünde yeni ufuklar açılan bir dünyada bile, bir parça özel hayatın gizliliğinin olması, ifade özgürlüğüne önemli bir sınır olmakla kalmayıp, aynı zamanda ifade özgürlüğü için de şarttır.


Comments (17)

Buradaki otomatik çevirileri Google Translate (Google Çeviri) yapmaktadır. Bu çeviriler size katılımcının söyledikleri hakkında genel bir fikir verecektir. Fakat bu çevirilerin doğruluğuna güvenilemez. Lütfen çevirileri bu notu aklınızda tutarak okuyunuz.

  1. If religion were just a matter of recognizing a particular prophet and performing particular private rituals then this formulation would be pretty good.

    One man is a Jew and recognizes the prophet Moses. He prays to a God whom he takes to be the only God.

    A Christian is much the same except that he replaces Moses with Jesus.

    A Muslim replaces Jesus with Mahommed.

    And a Hindu recognizes thousands of Gods.

    But it’s not at all like that; it’s not at all private.

    A little while ago young Muslim men frequented the beaches in southern Sydney and approached the girls in their swimming costumes and told them they were “sluts” and “whores.” When the lifesavers told them to cool it they bashed the lifesavers. The lifesavers! Bashing lifesavers is more aggressive towards the society-as-a-whole than defecating on the tomb of the unknown soldier.

    And eventually there were huge battles between groups of Muslim and non-Muslim young men.

    It is not just a matter of private prayer. It is a matter of what behaviour and practices are allowed in public. It is a matter of raising money to support the ISIS in Syria and Iraq.

    It is a matter of establishing schools to segregate your kids, and in other ways brainwashing and them.

    And it is a matter of killing people who write things about your prophet that hurt your feelings. Ask the writers and film makers who can’t go to the shops without an armed guard.

    Since certain religions have embraced modernity and since others (one at least) are determinedly medieval, I don’t think that we can “rub along.” Sooner or later the determinedly medieval lot will do enough things like flying airplanes into the World Trade Centre that a civil war will break out. There will be people like Neville Chamberlain who will pompously announce “peace in our time,” but there can be no peace.

  2. I agree with imos. It is freedom that is at issue here, not respect. Parsing respect into two different forms, “recognition respect” and “appraisal respect” is leads away from a full understanding what is actually at stake.

    Misplaced respect can be a very dangerous thing. As an extreme example, say I am walking down the street with a friend, and we happen upon someone being beaten. At my urging, we jump to his aid, and pull his attacker away, and restrain the attacker. Another bystander calls the police. Meanwhile, the person who was being attacked, pulls a gun from his pocket, and shoots both his attacker, and my friend, wounding the attacker, and killing my friend. He also fires a shot at me, but it misses. Then he gets up and runs away.

    Before the police arrive the “attacker” who I no longer need to restrain, because he is wounded, says to me with a world weary sadness, that the other guy had threatened to rob him, and he was in the process of defending himself, when me and my friend showed up and intervened, on the would be robbers behalf.

    Who exactly deserves respect in this case? Me? My friend? No. Only the guy laying on the ground with the bullet in him. And who is free? Me? No, I’m going to be talking to the police for a while, and living with the guilt of my friend’s death for the rest of my life. The misunderstood “attacker”? No. He’s going to the hospital, and will be paralyzed for the rest of his days, because the bullet nicked his spinal cord. My dead friend? Nope, not really. Although some would say that death is a kind of freedom, I suppose.
    The only free person among us is the robber, who by the way is never caught for this crime. In the real world, there is no such thing as “recognition respect” In this usage of the word respect, there are two possible meanings: “Esteem for or a sense of the worth or excellence of a person” or “deference to a right, privilege, privileged position, or someone or something considered to have certain rights or privileges”.

    With respect to “respecting the believer, but not the belief, one needs to be careful. Respect need not be granted to everyone. It must be earned. And freedom is a gift, granted to us only by our circumstances. It’s nice to think that one day the world may be a fairer, better place to live. But each of us must decide how much we are willing to do to try and make it so, and be prepared to get sand kicked in your face from time to time, because this world is not perfect, and it never will be.

    Oh, and although I have only today discovered this site, I love it and (almost) everything it stands for! Snap decision? Yes, but that is my style.

  3. No, no, no!

    It’s a fundamental part of my freedom that I shouldn’t have to respect anyone. Force me to respect anyone and you’ve taken my freedom away.

    It may be true that many of us who campaign for free speech do indeed respect many of the people whose beliefs and opinions we disagree with – but we should not be forced to do so. If free speech is to mean anything substantial, then it absolutely should allow us the right to be disrespectful towards the believer as well as towards their beliefs. There is no balancing to be done – this is a point of principle, not something to be bargained away in our quest to be allowed the right to criticise people’s beliefs.

    Tempting as it might be to appease the opponents of free speech by reassuring them that our questioning of their beliefs does not mean we are being disrespectful to them as people, we should never give ground on the principle that we should have the fundamental right to decide for ourselves who we respect and who we do not respect.

    The only way we need to respect the believer is in regard to respecting their freedoms, but that’s more about adhering to the principles of freedom rather than about respecting them as a person.

    Hopefully, most people will choose to be respectful towards the believer – but this should remain entirely an issue of individual choice. Nobody should have an automatic right to our respect – for to enforce such a right would be to take freedom away from everyone else.

    • Hi imos

      thanks for this thoughtful comment. Might your problem with the word ‘respect’ be the definition? Because if we take ‘respect’ at its most basic – accepting that others are different and not wish to harm them – then I cannot see how we can live in a peaceful society without respect. If we are talking about ‘respect’ as a feeling of appraisal, then I absolutely agree with you.

      What are your thoughts on this? If we do not show respect to everyone, how can we uphold the human right that everyone’s dignity is untouchable? I look forward to reading your reply.

      • Hi JB,

        Thanks for replying to my comment!

        I think we should respect other people in the sense that we allow them to have their freedoms – but, as I say, that’s more about respecting a principle than about respecting a person. So long as you allow people their freedoms, then why shouldn’t we be able to live in a peaceful society? The minute someone uses violence, they are taking away someone else’s freedoms, but we can maintain our freedoms without any logical requirement to respect each other.

        As for people’s dignity, I don’t recognise any fundamental human right to maintain one’s dignity. People lose their dignity for all sorts of reasons – usually as a result of their own unprincipled behaviour. If you stick to decent principles, then there’s no reason why your dignity should be harmed by what anybody else does or says.

  4. I agree with the idea of this principle in the sense that every single individual has the right to believe whatever he or she feels like. But I also think that just by promoting this ideal the world is not going to change positively. I believe it is necessary to approach today’s ignorance by fighting it with education, respect, and tolerance. If these methods are used to reinforce the principle I believe attempts to impose ones beliefs or ideologies into others will be reduced, and a more harmonious lifestyle will be achieved. Moreover, I do find some discrepancies within this principle. Just like other individuals have posted and commented, what if the ideology, religion, or belief practiced by an individual or group affects or threatens others? It is stated within the explanation of the principle that we should accept this “one belief” (the principle) above others in other to coexist freely and fight for the higher good. The higher good being that “everyone should be free to choose how to live their own lives, so long as it does not prevent others doing the same.” Well, this sounds kind of comforting, but there is so much to consider. Who or which authorities will provide the guidelines and enforce them? And what type of guidelines? Since something might be insulting for Christians but maybe not for Scientologists. And is Scientology considered a religion? If it is, which ones are not, and how are people following these other religions or ideologies supposed to contribute or express themselves?

  5. This belief is very important because predominant ideas in society can change over time, and we must allow voices to be heard, even if they dissent against commonly held ideals.

  6. I believe that every single person is entitled to their own religious and spiritual belief and others should respect them as believers as well as the content on their belief – as long as it doesn’t cause any harm to those around them.

  7. respecting all religion will result to a better and more tolerant world. I strongly agree with the statement

  8. I think this concept is a nice idea however some theories are insulting and counter productive. If for example, one attempts to justify slavery, the holocaust, discrimination or something of the sort, should the believer be respected?

  9. I don’t know if it is actually possible to commit to this principle. For what do we mean by “respect”? I think the article focuses too much on religion and doesn’t assess other “taboos” related to politics and that are part of collective memory. Is it possible to respect person that believes that Nazism is good and that it should be implemented? What do we think of those people? In many countries you can be charged for saying a statement like that; or among other consequences, people will decide not to speak to that person or to alienate him/her from society. In both cases, there are incentives for an individual not to speak his mind, because his thoughts are not against a specific belief but to other humans. Could we respect a person who thinks like this? Could we trust him or her? Could we be friends with a person that thinks that a race is better than another?
    Humanity witnessed how thoughts like these became politics in the XX century and the lessons were hard to learn. Does allowing an individual to revisit these ideologies represent a risk, that at some point that that horrendous chapter in history can happen again?

  10. Freiheit, und somit auch das Recht zur freien Rede, ist nur moeglich, wenn die Freiheit eines jeden Individuums nur so weit geht, dass sie niemals die Freiheit eines anderen Individuums einschraenkt. Somit existiert keine grenzenlose Freiheit. Fanatische Redner, die dazu aufhetzen, die Freiheit anderer einzuschraenken, sollten keine Redefreiheit geniessen. In diesem Falle respektiere ich weder ‘his content of belief’ noch den ‘believer’.

  11. I think most of the people don’t have the knowledge about other religions and have therefor a hard time to respect religions. Today this principle should be applied world wide as we have more knowledge about the world, its different kinds of people, and their religions. As already mentioned in other comment the past have shown it does not work this way, but let us hope the future will be different.

    • I agree with what Sara is saying. Religion is a difficult topic to discuss. However, it should be the case that when people voice their opinion others must respect it however this does not necessarily mean that they agree!

  12. In my opinion this is a principle that should by applied World wide. Everyone has opinions and everyone should be entitled to one. This does however not mean that everyone should agree but at least people will have the opportunity to express their thoughts. It is all about respecting one another. However, unfortunately as the past has proven this is not always the case and implementing this principle will be one of the most difficult due to factors such as religion.

İstediğin dilde bir yorum yaz

Bu ilkeye katılıyor musunuz?

Evet Hayır


Özgür İfade Platformu Oxford Üniversitesi, St. Antony's Koleji'ndeki Dahrendorf Programı'nın Özgürlük Çalışmaları için yürüttüğü bir araştırma projesidir. www.freespeechdebate.ox.ac.uk

Oxford Üniversitesi