Güney Afrika’da Aids İnkârcılığı

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Thabo Mbeki Aids inkârcılığını savunurken ifade özgürlüğü prensiplerine başvurdu. Casey Selwyn’in örnek olay incelemesi.

Örnek olay

Aids İnkârcılığı HIV’nin Aids’e neden olmadığını, şimdiye kadar Aids’e karşı en etkili yöntem olan anti-retrovirüs ilaçlarının zehirli olduğunu ve kâr amacı güden ilaç sanayisi tarafından desteklendiğini savunan bir hareket. Dünya’daki en ağır Aids salgınlarından birinin yaşandığı Güney Afrika’da, cumhurbaşkanı Thabo Mbeki, ülkenin sağlık bakanı ve diğer birçok üst düzey yetkilisi, 2000lerin başlangıcından beri Aids inkârcılığını kabul etmiş durumda. Bu kişiler çoğu zaman ifade özgürlüğünün prensiplerini, Aids’in ana sebeplerini ve anti-retrovirüs ilaçlarının tedavide faydalı olup olmadığını sorgulamak için bir gerekçe olarak kullanıyor. Kamu sağlığı araştırmacıları yaklaşık 343000 Aids’e bağlı ölümün Güney Afrika hükümetinin 1999 ve 2007 yılları arasında Aids inkârcılığını kabul etmesinden kaynaklandığını tahmin ediyor.

Yazarın fikri

Mbeki’nin Aids inkârcılığı için ifade özgürlüğünü kullanması haksızdır. Esasen, Mbeki’nin bakanlar kurulu inkârcılığa karşı çıkmaya çalışan görüşleri bastırmıştır. Bu tür hareketler dünya halkının tartışmaya katılabilmesini ve Mbeki’nin iddialarını çürütebilmesini engellemiştir. Sonuçta da Mbeki’nin iddiaları Güney Afrika’daki politika değişikliklerini tehlikeli bir biçimde etkilemiştir. Yazar, Mbeki ve bakanlar kurulunun eylemleri ve politikaları bilimsel bilgi arayışı dedikleri şeyi gayrimeşrulaştırmıştır. Almanya’da Nazi Soykırımının yasaklandığı gibi Güney Afrika’da Aids inkârcılığını yasaklamak bu sorunu çözmez. Bu tür bir politika Mbeki zamanında olsaydı, bu Mbeki’ye ve ‘Aids muhalifleri’ dediği taraftarlarına Aids’i ana akım batı icadı ifade özgürlüğümüzü kısıtlıyor demek için bir ortam yaratırdı.

Ulusal bağlamda, aktivist topluluk haklı bir şekilde Mbeki’nin politikalarına karşı çıktı. Uluslararası bağlamda, dünyaca ünlü bilim adamları Mbeki’nin iddialarına itiraz etti. Fakat uluslararası topluluğun bu alt kümesinin cevabı anında bir politika değişikliği yaratacak kadar güçlü değildi. Bu anlamda, üst düzey siyasi uluslararası topluluklar bir araya gelip HIV/Aids’in kanıtlanmış bilimselliğini tek bir ağızdan savunmalı ve tüm kamu ve siyasi forumlarda Aids inkârcılığına itimatsızlıklarını belirtip Aids’in halihazırda bulunan tedavi yöntemlerini savunmalıydı.

- Casey Selwyn

Devamı İçin:


Comments (5)

Buradaki otomatik çevirileri Google Translate (Google Çeviri) yapmaktadır. Bu çeviriler size katılımcının söyledikleri hakkında genel bir fikir verecektir. Fakat bu çevirilerin doğruluğuna güvenilemez. Lütfen çevirileri bu notu aklınızda tutarak okuyunuz.

  1. Your comment is awaiting moderation.

    This is just a sad concept. These groups arer doing this I believe to have control. Giving a group of people hope will in some ways help sway their support into another direction. There has been no discoveries to treat Aids and if it was the populace would be cured.

  2. Denialism that causes enormous number of deaths should not be justified by being classified as freedom of speech. In a country where AIDS awareness is extremely important this kind of concept is not acceptable. I believe this is an example of a government manipulation rather than freedom of speech, that is why policy change is crucial. People have the right of treatment, the right to know the truth about the disease from a medical point of view, and not to be deluded with denialism that is not supported by facts. Raising awareness and intervention is crucial in this case.

  3. The man who sold “miracle medicines” was called Matthias Rath, and though he did not exactly sponsor Mbeki, he became very influential within his inner circle and certainly contributed to the scale of this problem. A journalist with the Guardian, Ben Goldacre, wrote articles to expose Rath’s actions and their deleterious effects, and Rath actually sued him for libel. For a very interesting and fairly shocking account of this case and of Rath’s role in promoting denialism, see the below chapter in Goldacre’s book Bad Science.

    http://www.badscience.net/2009/04/matthias-rath-steal-this-chapter/

  4. Denialism is modern tool of many politicians and non politicians: Holocaust denial, denial of climate changes secondary to human activity, denial of Darwin theorie’s, denial of the role of condom use as a tool to prevent aids, etc. I agree with Selwins’ opinion, but she (he?) forgot to state an important fact: Mbeki was sponsored by a german “investigator” (sorry, I forgot his name) who sold “miracle medicines” to treat HIV. Denial, in this case, is associated with corruption. Terrible binomium

  5. If I go with my gut instinct, I would be inclined to agree that in principle Mbeki could well be charged at the ICC. But there are a few reasons why I feel like this would not be the appropriate way to counter Aids denialism. International law in and of itself is a highly contested method in terms of how much justice it actually brings to citizens who have suffered at the hands of leaders. In practical terms, being charged post-facto would do nothing in terms of mitigating the actual damage that these policies wrought. The ICC cannot apprehend perpetrators and thus does not have the power to prevent any criminal acts. Secondly, in order to be charged at the ICC – according to its founding treaty, the Rome Statute – a crime must concern ‘the most serious crimes of concern to the international community as a whole,’ and according the statute genocide is considered certain acts committed ‘with the intent to destroy, in whole or in part, a national, ethnical, racial or religious group.’ Mbeki thus could not be plausibly charged within this existing law.

    I know it seems a bit weak to say in hindsight that we should have tried harder. But I do believe that in the context of dealing with such an immediate problem – then or if it were to ever happen again – it would best be dealt with via high-level political pressure from as many nations as possible, particularly those with a political and/or economic relationship with the offending country. I don’t that leaders would not espouse dangerous views simply for fear of being tried at the ICC, and I think the price of attempting to control presidential policies in other countries – no matter how abhorrent these views may seem – is a bad theoretical precedent to set. In the past, dangerous policies have been at least partially countered with high-level leadership and other diplomatic actions such as sanctions. This action was absent during the Mbeki years, and I think that it would be the only realistic solution in this and other comparable situations.

  6. The “author opinion” here feels to me like a rather weak piece of hindsight – “we should have tried harder”. Would that really have made any difference? Are efforts to counter climate change denialism, endemic in some powerful governments today, making any difference?

    Perhaps what actually needs to happen in this sort of case is that people in positions of great power must be held to account for their actions. If 343,000 people really died as a result of these policies, why is Mbeki not facing the International Criminal Court? If we don’t want to see his views becoming taboo, we need to support some other way of dealing with their consequences.

İstediğin dilde bir yorum yaz

Öne çıkanlar

Öne çıkanları görmek için sola kaydır


Özgür İfade Platformu Oxford Üniversitesi, St. Antony's Koleji'ndeki Dahrendorf Programı'nın Özgürlük Çalışmaları için yürüttüğü bir araştırma projesidir. www.freespeechdebate.ox.ac.uk

Oxford Üniversitesi