Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yalnızca tartışma götürmez meseleleri mi savunuyor?

Avusturya’da devlet sansürüyle ilgili meşhur bir dava, hükümetlerin çoğunluğun nazını çekme eğilimine işaret ederken tartışmalı görüşler himayesiz kalıyor. Michele Fink’in yazısı.

Örnek olay

1985 yılında, alternatif filmlerin izleyiciye sunulmasıyla ün kazanmış sanat filmleri sineması Otto-Preminger Enstitüsü (OPI) “Council in Heaven” adlı bir film göstermeyi planlamıştı. Ana mekan olarak cenneti seçen bu hicivli trajedi frenginin Rönesans dönemindeki, özellikle de Papalık sarayındaki cinsel birleşme ve günahkarlığa karşı tanrının insanlara verdiği bir ceza olduğu fikri etrafında dönüyordu.

Film boyunca Hıristiyan inancıyla alay ediliyordu. Avusturya’nın Tirol eyaletindeki enstitü yasalara uygun olarak içeriğin rahatsız edici olabileceğine dair açık bir uyarıda bulunarak ve 17 yaş sınır uygulayarak bölgedeki kalabalık Katolik nüfusun filmi kazara görmemesi için ciddi çaba harcamıştı.

İlk gösterimden önce savcılık Roma Katolik Kilisesi Innsbruck Psikoposluğu’nun talebi üzerine savcılık enstitü müdürüne karşı Avusturya’da suç olan dini doktrinleri küçük düşürme gerekçesiyle kovuşturma başlatmıştı. Nihayetinde film toplatıldı ve gösterimi yasaklandı.

Enstitü müdürü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi huzurunda, Avusturya hükümetinin filmi toplatmasının ve gösterinin yasaklanmasının Avrupa İnsan Hakları Beyannamesinin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini savundu. Avusturya hükümeti ise önlemin Tirol’daki Katolik cemaatinin dini hassasiyetlerini korumayı ve herhangi bir karmaşayı önlemeyi amaçladığını söyledi. Mahkeme Avusturya hükümetinin tarafını tutarak önlemlerinin meşru olduğu kararını verdi.

Mahkeme davanın “beyannameyle güvence altına alınmış iki temel özgürlüğün, yani bir tarafta başvuru sahibi kurumun kamuya tartışmalı görüşleri açıklama hakkı ve bunun olası sonucu olarak ilgili kişilerin bu tür görüşlerle ilgili bilgi sahibi olma hakkının, öteki tarafta ise başkalarının düşünce, vicdan ve inanç özgürlüklerine gerekli saygının gösterilmesi hakkının ifasının yarattığı çatışan çıkarların ölçülmesiyle” ilgili olduğunu ifade etti.

Filmin toplatılması ve gösteriminin yasaklanmasının “Tirol halkının anlayışına göre Roma Katolik inancını taciz edici bir saldırıyı” önlemeyi amaçladığı ve “Roma Katolik inancının Tirol halkının büyük çoğunluğunun dini olduğu gerçeği” göz ardı edilemeyeceği de gerekçeli kararda yer buldu. Belgede Avusturya makamları “bölgedeki dinsel sükunu korumak ve kimilerinin dinsel inanışlarına haksız ve mütecaviz bir saldırı olarak görecekleri bir eylemi önlemek adına eyleme geçmiştir,” denildi. Mahkeme ulusal yetkililerin filmin gösterilmesini engellemek üzere adım atmadan önce bu görüşleri sanatsal ifade özgürlüğü karşısında dengelediğini farz ederek 10. maddenin ihlal edilmediği hükmünü verdi.

Yazarın fikri

Bu davada çoğunluk görüşüyle muhalif kalan üç yargıcın görüşlerini karşılaştırmak ilginç olacaktır. Muhalif yargıçlar ifade özgürlüğünün demokratik toplumların temel bir özelliği olduğuna vurgu yaptılar. Bu bağlamda ifade özgürlüğünün yalnızca genel kabul gören bilgi için değil aynı zamanda “devleti ya da nüfusun belli kesimlerini şok edecek, kıracak ya da rahatsız edecek” bilgi için de geçerli olması gerektiğini savundular ki bu oldukça güçlü bir sav.

Yalnızca üzerinde uzlaşılan bilgi için geçerli olduğu takdirde ifade özgürlüğünün ne değeri olacağını düşünmemiz gerekiyor. Bu tür bilginin hiçbir şekilde devletin ya da özel kişilerin muhalefetine yol açmayacağı için muhtemelen herhangi bir korumaya ihtiyacı olmayacaktır. 10. maddenin kesinlikle tartışmalı unsurları koruyacak şekilde anlaşılması gerekiyor. Bu davayla ilgili en çarpıcı nokta, Otto-Preminger Enstitüsü’nün aldığı önlemler ortada olduğuna göre, filmle ilgili hiçbir merak duymayan insanların hiçbir şekilde izlemek için zaman harcamayacaklarıdır.

- Michèle Finck

Devamı İçin:


Comments (1)

Buradaki otomatik çevirileri Google Translate (Google Çeviri) yapmaktadır. Bu çeviriler size katılımcının söyledikleri hakkında genel bir fikir verecektir. Fakat bu çevirilerin doğruluğuna güvenilemez. Lütfen çevirileri bu notu aklınızda tutarak okuyunuz.

  1. Your comment is awaiting moderation.

    Although I completely disagree with the decision of the Court and side with the dissenting opinions regarding the broad range of expressions that are covered by the right of freedom of expression (it is the way it has been understood by the Constitutional Court in Colombia, which is one of the most activist courts in the world), I do wonder at the idea of proposing a move from balancing rights to establishing rigid categorisations where some rights in every case have primacy over others. This could lead to more abuses by the state and to arbitrary decisions by courts. I would still defend the balancing of rights, although I would encourage the European Court to follow the lead of other more progressive courts.

  2. This sort of expediency is often excused by referring to the commonly-accepted and rarely challenged notion that the judges or politicians have to ‘balance’ opposing rights. It should not be a question of balancing rights – it should be a simple matter of deciding upon which rights have primacy. In this case, whilst we might wish to protect people from having their religious beliefs insulted, this should not be allowed to interfere with freedom of expression. Free speech must have primacy. If we don’t have free speech, then we can’t even properly discuss what other rights we ought to have.

İstediğin dilde bir yorum yaz

Öne çıkanlar

Öne çıkanları görmek için sola kaydır


Özgür İfade Platformu Oxford Üniversitesi, St. Antony's Koleji'ndeki Dahrendorf Programı'nın Özgürlük Çalışmaları için yürüttüğü bir araştırma projesidir. www.freespeechdebate.ox.ac.uk

Oxford Üniversitesi