İfade Özgürlüğü Platformu

Onüç dil. On prensip. Bir sohbet.

Giriş | Kayıt Ol | Elektronik posta listesi

Loading...
1Biz –bütün insanlar – kendimizi özgürce ifade edebilmeli; sınır gözetmeksizin bilgi ve fikir alışverişinde bulunabilmeliyiz.»
2İnterneti ve diğer tüm iletişim yöntemlerini hem devletin hem de özel güçlerin asılsız engellemelerine karşı savunuyoruz.»
3Karar alırken yeterli bilgiye sahip olabilmemiz ve siyasi hayata tam anlamıyla katılabilmemiz için açık ve çoğunlukçu bir medya talep ediyoruz ve bu medyayı yaratıyoruz.»
4Bütün farklılıklarımızı açıkça ve nezaket çerçevesi içerisinde konuşuyoruz.»
5Bilginin tartışılmasında ve yaygınlaştırılmasında hiçbir tabuyu kabul etmiyoruz.»
6Şiddet içeren herhangi bir tehditte bulunmadığımız gibi şiddet yanlısı hiçbir sindirme politikasını da kabul etmiyoruz.»
7Her ne kadar inanç sahibi olanlara saygımız olsa da bu inançlarının içeriğine saygı duyacağımız anlamına gelmiyor.»
8Hepimizin özel hayata hakkı var, fakat kamu yararı söz konusu olduğunda özel hayatımızın da incelenmesi gerektiğini kabul etmeliyiz.»
9Meşru bir tartışmaya engel olmadan, itibarımızı zedeleyebilecek söylentilere karşı çıkabilmeliyiz.»
10Milli güvenlik, kamu düzeni ve ahlaki değerler gibi sebeplerden ötürü ifade özgürlüğünü sınırlandirebilecek tüm engellere itiraz edebilmeliyiz.»

Ne eksik kaldı?

Değinmediğimiz çok önemli bir konu kaldı mı? Belki bir 11. Prensip? Aydınlatıcı bir örnek olay? Burada diğer katılımcıların yaptığı önerileri okuyup kendi önerilerinizi ekleyebilirsiniz.

Başlangıç | Tartışmalar | Adil olmayan bir dünyada ifade özgürlüğü için savaşmak

Adil olmayan bir dünyada ifade özgürlüğü için savaşmak

İfade özgürlüğününün savunmasız vatandaşları güçlendirmekten ziyade marjinalize ettiği bir toplum, evrensel ifade özgürlüğüne dair ahlaki vizyonumuzun henüz gerçekleşmediği bir toplumdur. Jeff Howard yazıyor.

Indias LGBT Community Celebrates 4th Queer Pride March
NEW DELHI, INDIA - NOVEMBER 27: A boy dances as he and others participate during the 4th Delhi Queer Pride 2011 March on November 27, 2011 in New Delhi, India. India's Lesbian, Gay, Bisexual and Transgender (LGBT) community celebrated the 4th Delhi Queer Pride March with a parade through the streets of Delhi. People gathered to protest violence, harassment and discrimination faced by the LGBT community in India. (Photo by Daniel Berehulak/Getty Images)

Sebastian Huempfer, adil olmayan bir dünyada ifade özgürlüğünü savunmanın ahlaki bilgeliğini sorgulamaya çağırıyor. Bizi durup düşünmeye çağırması önemli. Bu çağrı, dünyanın dört bir tarafında halihazırda varolan güç eşitsizlikleri hakkında birsürü tatsız gerçeğe dikkat çekiyor. Dahası ifade özgürlüğünü teşvik eden bir projenin bu eşitsizliklerin üstesinden gelmek bir yana dursun, bu eşitsizlikleri süreklileştirdiğini gözler önüne seriyor.

İfade özgürlüğü savaşı nasıl geri tepebilir? Sebastian’ın cevabı basit ve dikkat çekici. Bazılarının sesinin daha yüksek ve daha emin olduğu bir dünyada, ifade özgürlüğü sesi çıkmayanların değil, sesi çıkanların işine yarayacaktır. Güç eşitsizliğini gözetmeksizin ifade özgürlüğü şakşakçılığı yapmak, mikrofonu zaten elinde bulunduranlara saf saf aferin demektir. Bizim sitemizde savunduğumuz ifade özgürlüğü prensipleri “en çok güçlülere, çoğunluğa, ve ayrıcalıklı konumlarda bulunanlar için cazip” diyor Sebastian. Ve bu prensiplerin bu kimselere cazip gelmesinin bariz sebebi de kendi koltuklarını sağlamlaştırmaya ve güçlerini arttırmaya yardımcı olması.

Fakat bence ayrıcalıklı ve güçlü konumda olanlar, ifade özgürlüğüne sırf onlara başkaları üzerinde adil olmayan bir yarar sağladığı için ilgi duyuyorlarsa, o zaman ifade özgürlüğüne aslında hiç değer vermiyorlar demektir. Bu Sebastian’ın düşüncelerinin doğru sonuçlarını yanlış sonuçlarından ayırmak için son derece önemli. İfade özgürlüğünün savunmasız insanları güçlendirmek yerine marjinalleştirdiği bir toplum evrensel ifade özgürlüğüne dair ahlaki görüüşümüzün tam olarak oturmadığı bir toplumdur. Ne zaman ki bunun neden böyle olduğunu anlarız, o zaman adalete giden yolun daha fazla (daha az değil) ifade özgürlüğü gerektirdiği netleşecektir.

Herkes için ifade özgürlüğü

İfade özgürlüğünü savunanlar kimin avukatlığını yapıyorlar? İki olası cevap var: ya bazı insanların ifade özgürlüğünü savunuyoruz ya da herkes için ifade özgürlüğü savunuyoruz. Modern liberal proje çok açık bir şekilde ikinci cevabı desteklemektedir. İfade özgürlüğünü savunmanın, eşitlikçi bir ifade özgürlüğünü savunmaktan farklı olduğunu düşünmek bir hatadır. Kırallar ve imparatorlar bin yıl boyunca akıllarına gelenleri söylemek için sınırsız bir ifade özgürlüğüne sahip oldular. Bu gerçek bile Aydınlanma liberalizminin en temel katkısının özgürlük düşüncesi değil, evrensel bir özgürlük kavramı – yani herkes tarafından tam anlamıyla sahip olunan bir özgürlük anlayışı- olduğunu açıkça ortaya koyar.  Erken dönem liberallerin teorileri bu anlamda eksikti tabii– sadece kadınları ve azınlıkları dışlamakla kalmayıp yemek ve barınak için mücadele vermek zorunda olanlar için sivil özgürlüklerin pek de bir şey ifade etmediğini kavrayamamışlardı. Bu sebeple, günümüz liberalleri sadece bilindik liberal haklarla ilgili yasal korumaları savunmakla kalmayıp herkesin bu hakları güvenli bir şekilde kullanabilmesi için gerçek olanaklar yaratılması gerektiğini de savunuyorlar. Bu iki amaç da  birinci prensibimizin temelini oluşturan şu sözle vurgulanmaktadır:  sadece kendimizi özgürce ifade etmek yeterli değil, aynı zamanda kendimizi ifade etmeye muktedir de olmayız.

Bunu göz önünde tuttuğumuzda, Sebastian’ın savını daha anlamlı bir şekilde yorumlayabiliriz. Sebastian (haklı bir biçimde), İfade Özgürlüğü Tartışması’nın tamamlanmamışlık itirazına- yani bizim, tam da liberalizmin ilk savunucularını gibi, prensiplerimizin tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesi için neye ihtiyacımız olduğunu belirleyemediğimiz suçlamasına-karşı savunmasız kaldığını iddia ediyor. Bence doğru bir iddia. İfade özgürlüğü kaideleri konusunda küresel uzlaşı sağlanmasını tek başına savunmak yeterli değildir. Bunun yerine, derinlemesine güçlendirme stratejilerini savunmalıyız. Bu da azınlıkların hem küresel bağlamda, hem de kendi yerel toplumlarında eşit olmasının daha geniş çaplı tanınması, daha iyi bir eğitime erişim isteklerinin, tarih boyunca marjinalize edilmiş ve savunmasız bırakılmış gruplara erişimlerinin, tarih boyunca ayrımcılığa uğradıklarnın ve daha nicesinin görülmesi demek. Bu sürecin temelinde gücü elinde bulunduranların, savunmasız durumda olanların ahlaki taleplerini daha fazla ciddiye almalarını sağlamak için çabalamak yatar. Sebastian’ın da doğru bir şekilde belirttiği gibi, güçlüler “saygılı olma sorumluluğunu üstlenmeli, tartışmanın tüm taraflarını samimi ve açık fikirlilikle dinlemelidirler.”

Bu iddialı güçlendirme stratejisinin gelişmiş bir adalet anlayışının elde edilmesine ne kadar benzediğine dikkatinizi çekerim. Çünkü ifade özgürlüğü adil bir toplumun vazgeçilmez bir parçasıdır, toplumu adil yapan diğer öğelerle bir bütün oluşturan ve ancak diğer özgürlükler ve olanaklarla birlikte en yüksek değerine ulaşan bir parça.. Kapsayıcı bir evrensel ifade özgürlüğü idealini savunmak, bu idealin zeminini oluşturan daha geniş bir liberal siyaset felsefesini savunmadan mümkün olmaz. Bu anlayış İfade Özgürlüğü Platformu’nda bir dereceye kadar var; Timothy Garton Ash “Özel hayatın korunması ifade özgürlüğünün bir koşuludur” diyor. Fakat yine de ifade özgürlüğünü dünyada olup biten diğer şeylerden bağımsız bir şekilde, adeta cam bir fanus içerisinde savunmaya bir yatkınlık var. İşte bu yatkınlığa şu an yaptığımızdan çok daha fazla karşı çıkmalıyız. Toplumdaki herkes için geniş bir güçlendirme tasavvuru olmadan ifade özgürlüğü için savaşmak, savunmasız gruplar kiliseye doğru yürürken polis bu grubu koruması gerektiğini savunmadan inanç özgürlüğünü savunmak gibi bir şey.

İfade özgürlüğünü savunmak, adil bir dünya için verilen savaşla kuşkusuz yakından ilgilidir- yani tüm bireylerin eş derecede değerli oldukları için saygıyı bütünüyle hak ettikleri, tüm bireylerin kendi seçtikleri hayatları yaşamak için ihtiyaç duydukları özgürlüğe ve olanaklara sahip olduğu bir dünya. Bana ifade özgürlüğünün sadece güçlülerin çıkarlarına hizmet ettiği bir toplum gösterin, ben de size ifade özgürlüğü idealinin, ben de size ifade özgürlüğü idealinin ve parçası olduğu idealler tasavvurunun, gerçekleşmediği bir toplum göstereyim. Biraz yavaş Sebastian, ifade özgürlüğü düzgün bir şekilde savunmak adeletsiz bir statükoyu savunmakla aynı kapıya çıkar demek pek de mantıklı değil.

Savunmasız olanları korumak için ifade özgürlüğünü mü kısıtlamalıyız?

Yine de Sebastian’ın derin düşüncelerine sızmış bir dürtü var. Üstelik bu dürtü, ifade özgürlüğü kaidelerini daha geniş liberal-eşitlikçi prensiplere dayandırsak bile, güçlüler yine de kendi işlerine gelen prensipleri seçeceklerdir, sonucuna varıyor. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda, ifade özgürlüğünü savunmak baskıyı arttırabilir. Dolayısıyla, adeletsizliğin karşısında ifade özgürlüğü-adalet adına- kısıtlanmalıdır. Sebastian’ın dile getirdiği gibi: “Eğer sesimizin ne kadar yüksek çıkacağını bilmeseydik, herkes için sınırsız ifade özgürlüğünü tercih etmezdik.”

Ama ben bu argümanın reddedilmesi gerektiğine ve yukarıda alıntılanan tezin bariz bir şekilde hatalı olduğuna inanıyorum.

Sebastian’ın görüşlerinin eyleme döküldüğünde ne anlama geleceğini (en az) iki şekilde yorumlayabiliriz. Üstelik iki yorum da ahlaki açıdan sorunlar taşır. Birinci yoruma göre, adaletsizliğin hüküm sürdüğü toplumlarda ifade özgürlüğünün tanınmaması, bunun yerine güçlüler kendi çıkarlarını korumak için ifade özgürlüğü kuralları arasından istediklerini seçmesinler diye ifade özgürlüğünü kısıtlamak daha iyi olacaktır. Fakat genelde adaletsizliğin hakim olduğu toplumlarda hükümetlerin genelde güçsüz olduğu ya da adaletsizliği yapanların bizzat bu hükümetler olduğu düşünüldüğünde, bu oldukça esrarengiz bir öneri. Gerçekten de, hükümetler ahlaki değerlere göre hareket etselerdi ve de ahlaki ilerleme sağlamada başarılı olsalardı, o zaman geniş çaplı bir güçlendirme yaratmak için yollar aramak bariz bir çözüm yolu olurdu, herkesin ifade özgürlüğü hakkını etkin bir şekilde kullanabileceği bir güçlendirme.

İkinci yorum da bizim – yani İfade Özgürlüğü Platformu’na katkıda bulunanların, insan hakları aktivistlerinin  ve ifade özgürlüğünü savunan vatandaşlar ın– ifade özgürlüğünü savunmayı toptan bırakmamızı ya da adalet anlayışının tam olarak yerleşmediği toplumlarda ifade özgürlüğüne sınırlandırmalar getirilmesini savunmamız gerektiğini ima ediyor.  Ancak adaletsizliğe bu şekilde cevap vermek, insanoğluna karşı ahlaki sorumluluklarımızdan vazgeçmek anlamına gelir. Adaletsiz hükümetler ifade özgürlüğünü bastırmak hususunda entellektüel dokunulmazlık elde etmekten başka ne isteyebilirler? İfade özgürlüğünü savunmak çok daha mantıklı. Fakat bu savunma, ifade özgürlüğünün daha geniş siyaset felsefesi içerisindeki rolünü açıklayacak, herkesi bilinçlendirecek ve güçlendirecek bir şekilde yapılmalı.

İkinci yorumu reddetmek, birinci yorumu reddetmekten daha zor. Zira ideal bir bağlamda meşru sayılabilecek bir şey, ideal olmayan bir bağlamda meşru olmayabilir. Insanların düzenli olarak sabahın erken saatlerinde terörist bombalamaları gerçekleştirdiği bir ortamda, herhangi bir sınırlama olmaksızın gece geç saatlere kadar dışarıda kalabilme hakkını savunmak zor olabilir. Buna benzer bir şey ifade özgürlüğü için de geçerli. Fakat yine de bu iddiaya karşı çıkılmalı, ahlaki açıdan hata yapmaya meyilli devlet görevlilerinin ifade özgürlüğünü sınırlandıracaklarına dair şüphelerimiz (her ne kadar yüksek bir amaç için olursa olsun), kitlesel katliamı engelleyeceklerini iddia eden devlet görevlilerinden ettiğimiz şüpheden daha fazla olduğu için değil. Daha da önemlisi, ifade özgürlüğünün özel olduğunun farkına varmalıyız. Bu, adaletin sağlanması için bir ön koşuldur. Bu, yalnızca ifade özgürlüğünün her bireyin temel hakkı olan iyi bir yaşam sağlamakla alakası olduğundan değil, açık bir iletişimin ve kamu tartışmasının adaletin ne olduğunun belirlenmesi için gerekli olmasıyla ve başkalarını da bu adalet anlayışına inanmaları için ikna edilmesi gereğiyle ilgisi var. Üstelik bu ikna manipülasyonla değil açık bir diyalogla yapılmalıdır, Jürgen Habermas’ın “iyi bir sav zora başvurmadan zorlayıcı bir etki bırakır” dediği gibi.

İfade özgürlüğü haklarının adaletli bir ortamda daha etkin ve değerli olduğu doğru. Fakat bu, ifade özgürlüğü adil olmayan ortamlarda anlamına gelmiyor. İfade özgürlüğü adaletsizlikten adalete geçme sürecinde çok önemli bir rol oynayabilir. Bazen bunu yapan ifade özgürlüğünün sesi emeklilik politikası hususunda çıkan küçük bir anlaşmazlık konusunda yarattığımız velveleden daha yüksek olmalıdır. Bu yüzden Sebastian, hararetli ve ateşli bir tartışmayı bastırmaya çalışmak yerine, böylesi bir tartışmayı teşvik eden geniş bir nezaket ilkesini savunmakta haklı. Tabii, bu ifade özgürlüğü her sorunu çözer anlamına gelmiyor. Kötülüklerin cirit attığı bir yerde, şiddet bazen meşru olabilir. Ancak ifade özgürlüğü hem bir başlangıç, hem de bir sondur: adalet arayışındaki uzun yolda ilk adım, -olur da bir gün- erişeceğimiz adil dünyanın belirleyicisi.

 

 

Yazdır
Yayımlanma tarihi: Haziran 8, 2012 | 3 Yorum

Yorumlar (3)

Buradaki otomatik çevirileri Google Translate (Google Çeviri) yapmaktadır. Bu çeviriler size katılımcının söyledikleri hakkında genel bir fikir verecektir. Fakat bu çevirilerin doğruluğuna güvenilemez. Lütfen çevirileri bu notu aklınızda tutarak okuyunuz.

  1. serge k diyor ki:

    I believe without freedom of speech it is impossible for a country to advance..Even more to this, it is impossible for the world to advance since nowadays our voice is heard worldwide due to social media networks and global networking connections which has made the world connected. However as we tend to see what has been taking place in the middle east for the past 2 years now, after the different revolutions happening in 2 different countries and the 3rd one on its way, i have to disagree with you lates comment Mr sebastien Huempfer. First of all if you call freedom of speech “meaningless” then we will never be able to advance in this world and will live miserable lives and it will get worse and worse each year since we all know that the minority which control us, will only be brought down or heard through freedom of speech. Freedom of speech is the only political weapon which 2nd class citizens as you call it, i would better name is anarchists, hold this freedom to right for there rights and justice. It is a fact that we have no power however if we do not struggle to shout out and fight for what we believe in than we are only going backwards in our standards of living. To overcome this opression and extreme inequality around us, we MUST have freedom of speech so that we can express fully what we feel and trigger others who are helpless to join and create on big community to fight for our justice and overthrow this unjust regime which we live in.

  2. Essoulami diyor ki:

    It would be good if you organise a debate on freedom of information around the world as the 28th of September is the International Right to Know Day. I can speak abou the MENA region as I am based in London.

  3. brianpellot diyor ki:

    Hi Essoulami-

    Thanks for your fantastic comments across FSD and for alerting us to International Right to Know Day. Would you be interested in writing a piece for our site on the right to know in the Middle East? If so, please email editor@freespeechdebate.com.

İstediğin dilde bir yorum yaz


Özgür İfade Platformu Oxford Üniversitesi, St. Antony's Koleji'ndeki Dahrendorf Programı'nın Özgürlük Çalışmaları için yürüttüğü bir araştırma projesidir. www.freespeechdebate.ox.ac.uk